Alışılmış soru: “Kim gelecek?”
Toplumsal konulara duyarlılığı ve özellikle gençlerin geleceğine dair vurgularıyla tanınan Bahçelievlerli İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi ve gazeteci Eşref Eker, Türk siyasetinin temel tartışmalarına farklı bir perspektif sunan dikkat çekici bir yazı kaleme aldı.
Eker, ON2AY Haber Sitesi okuyucuları için yazdığı “Siyasette asıl soru: Kim gelecek mi, kim gidecek mi?” başlıklı köşe yazısında, siyasette göz ardı edilen önemli bir noktaya dikkat çekiyor.

Siyasette asıl soru: Kim gelecek mi, kim gidecek mi?
Türkiye’de siyaset konuşulurken tartışmalar çoğunlukla tek bir soru etrafında dönüyor:
“Kim gelecek?”
Yeni lider kim olacak, hangi isim yükselecek, kim umut verecek… Televizyon tartışmaları, anketler ve kulisler hep bu sorunun peşinde. Oysa gözden kaçan çok daha hayati bir soru var: Kim gidecek? Ve neden gidecek?
Asıl belirleyici: Gidenler
Çünkü bir ülkede siyaset sadece gelenlerle değil, gidenlerle şekillenir.
Hatta çoğu zaman bir sistemin kalitesini belirleyen şey, yeni gelenin kim olduğu değil; mevcut olanın hangi şartlarda gittiğidir.
Beklenti var, hesap sorma yok
Bugün toplum olarak beklenti üretmekte oldukça başarılıyız. Her dönem bir isim etrafında umut inşa ediyoruz. Ancak aynı kararlılığı hesap sorma konusunda gösteremiyoruz.
Başarısızlıklar, ihmaller ve yanlış politikalar çoğu zaman sistem içinde kalmaya devam ediyor. İşte tam da bu noktada siyaset, bir değişim aracı olmaktan çıkarak bir beklenti döngüsüne dönüşüyor.
Güçlü demokrasiler neyi tartışır?
Oysa güçlü demokrasilerde asıl mesele şudur:
Göreve gelen kadar, görevden giden de konuşulur.
Ve daha da önemlisi, neden gittiği sorgulanır.
Eğer bir ülkede;
- Başarısız olanlar görevde kalabiliyorsa,
- Hatalar bedelsiz kalıyorsa,
- Kurumlar kişilerle özdeşleşmişse, orada kim gelirse gelsin değişen çok az şey olur.
Sorun kişiler değil, sistem
Siyaseti kişiler üzerinden değil, kurallar üzerinden okumadığımız sürece aynı tartışmaları tekrar ederiz. Yeni isimler gelir, eski sorunlar kalır.
Çünkü mesele koltuğa kimin oturduğu değil, o koltuğun nasıl ve ne zaman boşaltıldığıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı ne?
Türkiye’nin ihtiyacı sadece yeni yüzler değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı, hesap verebilen bir siyaset kültürüdür.
Artık şu soruları daha yüksek sesle sormalıyız:
Bir yönetici neden görevde kalmalı?
Ve hangi durumda gitmelidir?
Son söz
Bu sorular sorulmadan yapılan her “kim gelecek?” tartışması eksik kalacaktır.
Unutmayalım:
Siyaset sadece yükselişlerin hikâyesi değildir.
Asıl hikâye, gerektiğinde geri çekilmeyi bilenlerin ve bunu sağlayan sistemlerin hikâyesidir.
Çünkü bir ülkede değişim, sadece yeni gelenlerle değil; doğru zamanda gidenlerle başlar.
