Demokrasi bilincimiz ve parti değiştirme
Parti değiştiren siyasetçiler üzerinden seçmenin demokrasi kültürünü sorgulayan Ertuğrul Özğün, asıl meselenin yasalar değil, toplumun hesap soran bir seçmen bilincine sahip olup olmaması olduğunu vurguluyor.

ON2AY Haber Sitesi Yayın Kurulu’ndan, Eğitimci, Yazar ve Gazeteci Ertuğrul Özğün’ün bu haftaki köşe yazısı…
Demokrasi bilincimiz ve parti değiştirme
Bundan yaklaşık beş ay önceydi.
Tarih 9 Şubat 2026…
Now TV Ana Haber Bülteni’ni izliyoruz. Ekranda Selçuk Tepeli var.
Selçuk Tepeli’nin kendine özgü bir haber sunma tarzı bulunuyor. Önce haberi aktarıyor, ardından haberle ilgili kendi değerlendirmelerini paylaşıyor. Kimi zaman kısa, kimi zaman uzun yorumlar yapıyor; bazen üzüntüsünü, bazen öfkesini açıkça dile getiriyor. Jest ve mimikleriyle anlatımını güçlendiriyor. Hatta canlı yayında elindeki kâğıtları, kalemi fırlattığına, bir keresinde de masayı dağıttığına hepimiz tanıklık ettik.
Programın bir başka dikkat çekici yönü ise izleyicileri de yayına dahil etmesi. Her akşam belirlediği bir etiket üzerinden gelen mesajları paylaşarak hem farklı görüşlere yer veriyor hem de izleyiciyle sıcak bir bağ kuruyor. Adeta evimize konuk olmuş, karşımızda oturup sohbet ediyormuş hissi uyandırıyor.
Belki de bu samimi tavrı ve muhalif duruşu nedeniyle eşimle birlikte akşam haberlerini çoğunlukla ondan izlemeyi tercih ediyoruz.
Bir Haber, Çok Büyük Bir Soru
O akşam programın etiketi “Hop Dedik” idi.
Selçuk Tepeli, “Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, belediye başkanı seçildiği CHP’den istifa etti. Ardından da ‘Ne AKP bana uzak ne MHP bana uzak. Bakacağız, süreç ne gerektirir.’ açıklamasını yaptı.” diyerek haberi sundu.
Aslında bu tür siyasi transfer haberleri artık kimseyi şaşırtmıyor. O kadar sık yaşanıyor ki seçmen bunlara alıştı; hatta bir anlamda kanıksadı.
Haberi yorumladıktan sonra ikinci habere geçen Tepeli, programın ilerleyen bölümünde izleyicilerden gelen bir mesajı paylaştı.
“Ya… Ben berberimi değiştirdim diye eski berberimin önünden bir senedir geçemiyorum, ayıp olur diye. Adamlar parti değiştiriyor, kafasına göre…”
Bu cümle, bana göre günümüz siyasetini anlatan en çarpıcı tespitlerden biridir.
Berberini Değiştirirken Utanan Vatandaş, Partisini Değiştiren Siyasetçi
Bir tarafta hiçbir zorunluluğu olmadığı hâlde değiştirdiği berberiyle karşılaşmamak için yolunu değiştiren, mahcubiyet duyan bir vatandaş…
Diğer tarafta ise kendisini seçen insanların oylarıyla belediye başkanı olmuş, ardından hiçbir vicdani sorumluluk hissetmeden hangi partiye geçeceğine henüz karar vermediğini açıklayan bir siyasetçi…
Bu tabloyu ortaya çıkaran elbette yalnızca siyasetçinin kişisel tercihi değildir.
Siyasi Partiler Kanunu’nun parti yönetimlerine verdiği geniş yetkiler de bu cesaretin oluşmasında önemli rol oynuyor.
Ancak bana göre asıl neden çok daha derindir.
Asıl Sorun Yasalar mı, Seçmen mi?
Siyasi partiler de siyasetçiler de Türk toplumunun demokrasi anlayışını çok iyi analiz etmiş durumda.
Çünkü biliyorlar ki seçmen çoğu zaman verdiği oyun peşine düşmüyor; seçtiği temsilciyi sorgulamıyor. Üstelik adayları da kendisi belirlemiyor. Parti yönetiminin önüne koyduğu isimlere oy veriyor ve seçim sonrasında süreci büyük ölçüde unutuyor.
Bu anlayış siyasetçinin zihnine öylesine yerleşmiş durumda ki, bir ay önce ağır sözler söylediği bir siyasetçiye bir ay sonra neden destek verdiğini seçmenine açıklama gereği bile duymuyor.
Çünkü biliyor ki kendisini yeniden aday gösterecek olan seçmen değil, parti yönetimidir.
Parti Değiştirmeyi Yasaklamak Çözüm Oldu mu?
Bu etik dışı davranışları önlemek amacıyla 1982 Anayasası’nın 84. maddesine, partisinden istifa ederek başka bir siyasi partiye geçen milletvekilinin milletvekilliğinin düşürüleceğine ilişkin hüküm konuldu.
Ancak aynı maddede bu kararın TBMM Genel Kurulu tarafından verilmesi şartı da yer aldı.
Daha sonra ise 1995 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle bu düzenleme tamamen kaldırıldı.
Peki neden?
Çünkü siyaset, yasağın etrafından dolaşmanın yolunu bulmuştu.
“Hülle Partileri” Dönemi
Doğrudan parti değiştirmenin yasak olduğu dönemde “hülle partileri” adı verilen yöntem ortaya çıktı.
Milletvekilleri önce yeni bir parti kuruyor, ardından bu partiyi geçmek istedikleri siyasi partiyle birleştirerek yasağı fiilen aşmış oluyordu.
Nitekim 1982 Anayasası’nın yürürlüğe girdiği tarihten 23 Temmuz 1995’e kadar tam 19 “hülle partisi” kuruldu.
Demek ki yalnızca yasak koymak, ahlaki sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor.
Demokrasi Bilinci Nerede Başlar?
Peki çözüm nedir?
Burada demokrasi kavramını yeniden hatırlamakta fayda var.
Türkiye Bilimler Akademisi’nin tanımına göre demokrasi; halkın belirli sürelerle temsilcilerini seçtiği, özgürlük ve eşitliğin esas alındığı, hukuk devletinin geçerli olduğu bir yönetim biçimidir.
Morrison’a göre demokratik kültür ancak demokratik eğitimle oluşur.
Binbaşıoğlu ise demokratik eğitimin; eleştirebilme, eleştirilebilme, sorumluluk alma, adalet duygusu, seçme ve seçilme bilinci gibi değerleri kazandırdığını ifade eder.
Kısacası demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir.
Demokrasi, seçtiklerinden hesap sorabilmektir.
Asıl Cevabını Aramamız Gereken Sorular
Bütün bu değerlendirmelerin ardından gelin şu üç soruya birlikte cevap arayalım:
- Demokrasi tanımlarında anlatılan kültür, bizim toplumumuzda ne kadar karşılık buluyor?
- Selçuk Tepeli’nin sıkça kullandığı “Patron sizsiniz.” sözünün gerçek anlamını toplum olarak ne kadar kavrayabiliyoruz?
- Ve en önemlisi, kullandığımız oyun hesabını sorabilecek bilinç ve cesarete gerçekten sahip miyiz?
