Davuldan zurnaya, kispetten duaya: Yağlı güreş
Televizyon Programcısı, Tarihçi ve Yazar Celal Bilgen, yağlı güreş sezonu dolayısıyla kaleme aldığı yazısında ata sporumuzun tarihî ve manevi değerlerini anlattı. Bilgen, er meydanında gücün yanı sıra ahlakın, saygının ve geleneğin de büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

Türkler, tarihine ve geleneklerine bağlı bir millettir. Eğer böyle olmasaydı Cumhurbaşkanlığı forsunda, tarihte kurulan 16 büyük Türk devletini temsil eden yıldızlara yer verilir miydi?
Türk milleti savaşa davul ve zurnayla gitmiş, düğününü davul ve zurnayla yapmış, yağlı pehlivan güreşlerini de yine davul ve zurna eşliğinde gerçekleştirmiştir. Çünkü davul ve zurna yalnızca birer müzik aleti değil; milletimizin sevincini, heyecanını, cesaretini ve mücadele ruhunu yansıtan önemli kültürel değerlerdir.
ER MEYDANININ VAZGEÇİLMEZLERİ
Yağlı güreşlerin kendine özgü kuralları ve vazgeçilmez unsurları vardır. Pehlivanın yanı sıra cazgır, yağcı, peşkirci, hakem ve güreş ağası er meydanının ayrılmaz parçalarıdır.
Güreş ağaları yalnızca varlıklı kişiler arasından değil; ahlakı, dürüstlüğü ve güreş geleneğine bağlılığıyla tanınan insanlar arasından seçilir. Yağlı güreşlerde zaman içerisinde bazı yeni kurallar getirilse de ilk ve en önemli kural hiç değişmemiştir: Güzel ahlak…
Pehlivanların giydiği kispetlerde cep, düğme ve ilik bulunmaz. Bunun yapılması da hiçbir zaman düşünülmemiştir. Çünkü er meydanına çıkan pehlivanın saklayacağı hiçbir şeyi yoktur. Pehlivan merttir, açıktır ve dürüsttür.
Bu anlayışı anlatan güzel bir rivayet de Mustafa Kemal Paşa’nın Tekirdağ ziyaretiyle ilgilidir.
Mustafa Kemal Paşa, 24 Ağustos 1928’de Tekirdağ’a gelir. Dönemin belediye başkanı Ziya Bey, iskeleden Hükümet Konağı’na kadar kırmızı halılar serdirir. Mustafa Kemal Paşa köşke çıktığında, kendisini karşılamaya gelmeyen bir kişinin bulunduğu söylenir.
“Kim o?” diye sorar.
“Hâkim, Paşam” cevabını alınca şu anlamlı karşılığı verir:
“Hâkim yerinde otursun, biz ona gideriz. Onun bizi karşılamasını isteseydik cübbesine cep, düğme ve ilik koyardık.”
Hâkim, savcı ve avukatların cübbelerinin; yağlı güreş pehlivanlarının giydiği kispetlerin cepsiz, düğmesiz ve iliksiz olması aynı anlayışı hatırlatır: Adaletin ve er meydanının mensupları kimsenin önünde ilik iliklememeli, ceplerine hiçbir çıkar koymamalıdır.
CAZGIRIN DUASIYLA BAŞLAYAN MÜCADELE
Güreş meydanında pehlivanları halka tanıtan kişiye “cazgır” denir. Cazgır; yüksek sesle, ahenkli ve etkileyici bir biçimde pehlivanları tanıtır, ardından dua ve salavatlarla onları er meydanına salar.
Güreş hızlandıkça davul ve zurnanın ritmi de hızlanır. Davulcu ve zurnacı, çaldığı havayı meydandaki mücadeleye göre şekillendirir. Böylece pehlivanların mücadelesiyle müzik arasında güçlü bir uyum oluşur.
Pehlivanlar önce yağlanır, ardından birbirlerini de yağlar. Bu davranış bile yağlı güreşteki dayanışmayı ve rakibe duyulan saygıyı gösterir.
Pehlivanlar yaşlarına, kilolarına ve tecrübelerine göre teşvik, küçük boy, büyük orta, başaltı ve başpehlivanlık gibi farklı boylarda güreşir. Bütün pehlivanların kayıtları tutulur. Başaltında gerekli dereceyi elde edemeyen bir pehlivan, doğrudan başpehlivanlık boyunda güreşemez.
PİRİMİZ HAZRETİ HAMZA
Pehlivanların piri Hazreti Hamza’dır. Rivayete göre Hazreti Hamza’nın karşısına Müslüman olmayan bir pehlivan çıkarılır. Güreşirse tenleri birbirine değecek, terleri birbirine karışacaktır; güreşmezse de korktuğu söylenecektir. Bunun üzerine vücuduna yağ sürerek güreşe çıkar.
Bu nedenle cazgır, pehlivanları er meydanına salavatlarken “Pirimiz Hazreti Hamza” diye başlar. Yağlı güreş, bu yönüyle dualı bir spordur.
Cazgır, “Koçyiğitlere maşallah!” diyerek pehlivanları meydana çağırır; onlara Allah’tan güç ve derman diler. Bu duaları herkesin anlayabileceği, sade ve ahenkli bir Türkçeyle dile getirir.
Er meydanındaki saygı, güreş sona erdiğinde de devam eder. Yenilen pehlivan yaşça büyükse, galip gelen genç pehlivan onun elini öper. Büyük pehlivan da genç rakibinin sırtını sıvazlar. Çünkü yağlı güreşte asıl olan rakibi küçük düşürmek değil, mücadeleye ve emeğe saygı göstermektir.
ELMALI’DAN KIRKPINAR’A UZANAN GELENEK
Anadolu’daki en eski yağlı güreş organizasyonlarından biri Elmalı’da gerçekleştirilir. Abdal Musa’nın manevi iklimiyle bütünleşen bu bölgedeki güreşler, asırlardır devam eden köklü bir geleneği temsil etmektedir.
“Abdal” sözcüğü, halk inancında Allah yoluna adanmış kişi anlamında kullanılır. Abdal Musa’nın manevi yolunun Hacı Bektaş-ı Veli’ye uzandığı kabul edilir.
Bu köklü geleneğin bir başka önemli temsilcisi de Seyyid Ali Sultan’dır. Halk arasında “Kızıldeli” olarak bilinen Seyyid Ali Sultan adına düzenlenen güreşler de yıllardır yaşatılmaktadır.
Ata sporumuzun en önemli organizasyonlarından biri ise hiç kuşkusuz Kırkpınar Yağlı Güreşleri’dir.
Kırkpınar’ın adına ilişkin çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan birine göre, Rumeli’ye geçen akıncılar arasında bulunan iki pehlivan, Hıdır ile Selim, güreşe tutuşur. Saatler geçmesine rağmen yenişemezler. Mücadele gece boyunca devam eder ve iki pehlivan da hayatını kaybeder. Arkadaşları tarafından aynı yere defnedilen pehlivanların mezarlarının bulunduğu yerde daha sonra bir pınar çıktığı anlatılır. “Kırklar Pınarı” olarak anılan bölgenin adı zamanla Kırkpınar’a dönüşür.
Bunlar tarih ile efsanenin iç içe geçtiği anlatılardır. Ancak değişmeyen gerçek şudur: Kırkpınar, yüzyıllardır Türk milletinin mücadele azmini, mertliğini ve ata sporuna bağlılığını yaşatmaktadır.
PUANLAMANIN OLMADIĞI GÜREŞLER
Bu yıl ilk kez düzenlenmesi planlanan Cumhurbaşkanlığı Turnuvası’nda sekiz pehlivanın er meydanında kol bağlayacağı ve müsabakalarda puanlama yapılmayacağı ifade ediliyor.
Yağlı güreşlerde puanlama sistemi geçmişte bulunmuyordu. Kırkpınar rivayetinde anlatılan iki pehlivanın mücadelesi de bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Eğer o yıllarda bugünkü puanlama sistemi bulunsaydı, belki de o iki pehlivan saatlerce güreşmek zorunda kalmayacaktı.
Ancak yağlı güreş herkesin yapabileceği bir spor değildir. Güç, dayanıklılık ve ustalığın yanı sıra sabır, cesaret ve güzel ahlak gerektirir.
“BEN TÜRK MİLLETİNİ ARKAMDA GÖRÜYORUM”
Tarihimizin önemli başpehlivanlarından Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın Fransa’da yapacağı bir güreş öncesinde yaşadığı anlatılan olay, pehlivanlığın ne anlama geldiğini göstermesi bakımından çok değerlidir.
Kurtdereli’ye tercümanlık yapan Türk doktorun, “Fransız rakibini yenersen bin frank, yenilirsen 4 bin frank alacaksın” dediği rivayet edilir. Kurtdereli başlangıçta bu teklifi kabul eder.
Ancak peşrevini yaptıktan sonra dimdik durur ve doktora dönerek şöyle der:
“Doktor, ben verdiğim sözden vazgeçtim. Bu meydana çıkınca Türk milletini arkamda gördüm. Yenilen içer gazozu!”
Çünkü yağlı güreş geleneğinde yenilen pehlivan için “Gazozunu içti” sözü kullanılır. Kurtdereli, daha fazla para kazanmak uğruna yenilmeyi kabul etmemiş; milletinin şerefini her şeyin üzerinde tutmuştur.
ATATÜRK’ÜN ÇEKİNİ PARAYA DEĞİŞMEDİ
Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın Mustafa Kemal Atatürk ile karşılaşmasına ilişkin anlatılan bir başka hatıra da onun karakterini ortaya koyar.
Atatürk, Kurtdereli’ye 500 liralık bir çek verir ve bankaya götürdüğünde parasını alabileceğini söyler. Kurtdereli çeki bankaya götürür. Görevliler, Atatürk’ün imzasını görünce 500 lirayı kendisine verir.
Kurtdereli ise çeki geri alamayacağını öğrenince parayı iade eder ve şöyle der:
“Ben bu paraya Atamın resmini ve imzasını değişmem. Alın paranızı, çekimi bana geri verin.”
İşte yağlı güreş sporumuz; böyle ahlaklı, edepli ve millet sevgisiyle dolu pehlivanların omuzlarında yükselmiştir.
Kaynak Dede ile Kurtdereli’den bir gün peşrev güreşi, yani gösteri güreşi yapmaları istenir. Yaşları ve kiloları birbirine uygun değildir. Ancak bu durum, onların seyirciler için bir gösteri güreşi yapmasına engel olmaz. Çünkü pehlivanlığın özünde yalnızca yenmek veya yenilmek değil; geleneği yaşatmak ve er meydanının heyecanını gelecek kuşaklara aktarmak vardır.
Tarih boyunca er meydanında güreşen pehlivanlarla onları izleyen seyirciler aynı heyecanı paylaşmıştır.
Ata sporumuzu bugüne taşıyan, ebediyete uğurladığımız bütün pehlivanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum. Er meydanına çıkan koçyiğitlerimize güç ve derman, düzenlenen bütün müsabakalarda kazasız ve belasız güreşler diliyorum.
Er meydanındaki heyecanımız, kardeşliğimiz ve güzel ahlakımız daim olsun.
Not: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmelerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
