Bir kurtuluşun ötesinde…
9 Eylül, yalnızca İzmir’in düşman işgalinden kurtulduğu gün değildir. Aynı zamanda Millî Mücadele’nin zafere ulaştığı, Anadolu’nun bağımsızlık iradesinin bütün dünyaya ilan edildiği tarihî bir dönüm noktasıdır. İzmir’in efelerinden Hasan Tahsin’e, Nâzım Hikmet’in dizelerinden Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan bu büyük hafıza, millet olmanın ve birbirine sımsıkı bağlanmanın önemini anlatır.

Televizyon Programcısı, Tarihçi ve Yazar Celal Bilgen, ON2AY Haber Sitesi takipçileri için yazdı…
9 Eylül, İzmir’in kurtuluşunun yanı sıra Türkiye’nin siyasal tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yürüttüğü Millî Mücadele’nin siyasal bir yapıya dönüşmesiyle Halk Fırkası, 9 Eylül 1923’te kuruldu.
Mustafa Kemal Paşa’nın daha önce yayımladığı “Dokuz Umde”, kurulacak partinin programının temelini oluşturdu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin simgesi olan altı ok ise ilerleyen yıllarda cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilik ilkelerini temsil etti.
Bu oklar yalnızca bir siyasi partinin amblemi değil, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini ve milletin geleceğine yön veren temel değerleri anlatan güçlü bir semboldür.
UZAK ASYA’DAN AKDENİZ’E UZANAN MEMLEKET
Mustafa Kemal Atatürk’ten 21 yıl sonra dünyaya gelen büyük şair Nâzım Hikmet Ran, Anadolu’yu şu unutulmaz sözlerle anlatır:
“Dört nala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.”
Mustafa Kemal Paşa ise Büyük Taarruz’un ardından ordularına, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verdi.
Tarih boyunca Mustafa Kemal Atatürk ile Nâzım Hikmet’in fikir ayrılıkları ön plana çıkarıldı. Ancak ikisinin de sözlerinde memlekete duyulan büyük sevgi, bağımsızlık tutkusu ve Anadolu’nun geleceğine yönelik güçlü bir inanç vardır.
Nâzım Hikmet’in “Ran” soyadı hakkında da çeşitli anlatılar bulunmaktadır. Bu anlatılardan birine göre “Ran”, tersten okunduğunda “nar” kelimesine dönüşür. Narın kırmızı tanelerinin birbirine sımsıkı bağlı olması, toplumun birlik ve dayanışmasını çağrıştırır.
Biz de nar taneleri gibi birbirimize sımsıkı bağlanırsak önümüzdeki bütün engelleri aşabiliriz.
İZMİR’İN ÜÇ OSMAN’I
İzmir’in tarihinde “üç Osman” olarak anılan önemli isimlerden söz edilir: Osman Kibar, Osman Nevres ve “Tarhana Osman”…
“İzmir’in efsane belediye başkanı” olarak anılan Osman Kibar, kentte gerçekleştirdiği yol ve asfalt çalışmaları nedeniyle halk arasında “Asfalt Osman” adıyla tanındı.
Osman Nevres ise kamuoyunun Hasan Tahsin adıyla bildiği gazetecidir. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan Yunan askerlerine ilk kurşunu sıktığı kabul edilen Hasan Tahsin, işgal güçleri tarafından şehit edildi. Selanik’te doğan Osman Nevres, cesaretiyle Millî Mücadele’nin simge isimlerinden biri oldu.
Onun mertliği, cesareti ve vatan sevgisi bugün de İzmir’in tarihî hafızasında yaşamaktadır.
“SİZİN VİTA’NIZ VARSA BİZİM DE TARHANAMIZ VAR”
İzmir’e ilişkin aktarılan renkli anlatılardan biri de “Tarhana Osman”la ilgilidir.
Amerikan sermayeli Vita ve Sana yağlarının Türkiye’de yaygınlaşmaya başladığı yıllarda, Ankara Veteriner Fakültesinde okuyan İzmirli Osman’ın, “Sizin Vita ve Sana yağınız varsa bizim de tarhanamız var” diyerek yerli ürünlere dikkat çektiği anlatılır.
Bu söz, yalnızca bir yiyecek tercihinden ibaret değildir. Anadolu’nun üretimine, kültürüne ve kendi değerlerine sahip çıkma anlayışının ifadesidir.
ZEYBEK, MERTLİĞİN VE CESARETİN DANSIDIR
İzmir denildiğinde akla gelen değerlerden biri de zeybektir. Zeybek tek başına oynanabildiği gibi toplu olarak da icra edilir.
Efelerin zeybek oynarken yere sağlam basması, üzerinde yaşadığı toprağa sahip çıkmasını simgeler. Oyundaki figürler ise mertliği, yiğitliği, cesareti ve adaleti anlatır.
Zeybek yalnızca bir halk oyunu değildir. Ege insanının karakterini, vakur duruşunu ve özgürlük duygusunu yansıtan kültürel bir mirastır.
“İZMİR’İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR”
“İzmir’in dağlarında çiçekler açar” marşı, 9 Eylül’ün coşkusunu Türkiye’nin sınırlarının ötesine taşımıştır. Bu marşın 9 Eylül kutlamalarında Berlin’de Türkler ve Almanlar tarafından birlikte söylenmesi, İzmir’in kurtuluşunun evrensel bir özgürlük sembolüne dönüştüğünü göstermektedir.
“Dağ başını duman almış” sözleriyle başlayan Gençlik Marşı’nın Türkçe sözlerini ise İzmirli eğitimci ve şair Ali Ulvi Elöve yazmıştır.
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Samsun’a çıkış yolculuğunda bu marşı söyledikleri aktarılır. Marşın taşıdığı mücadele ruhu, Millî Mücadele’nin kararlılığıyla bütünleşmiştir:
“Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar…”
DENİZLERDE SÜREN MÜCADELE
9 Eylül 1922’de Türk ordusunun İzmir’e girmesiyle Yunan işgali sona erdi. Ancak mücadele yalnızca karada değil, denizlerde de devam etti.
Mondros Mütarekesi’ni Osmanlı Devleti adına imzalayan Hüseyin Rauf Orbay, daha sonra Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye katıldı. Denizcilik tecrübesiyle Kurtuluş Savaşı’nın önemli isimlerinden biri olan Orbay, bağımsızlık mücadelesine büyük katkı sundu.
Kurtuluş, milletin karada ve denizde ortaya koyduğu ortak irade sayesinde kazanıldı.
BİR DAHA KURTARILMAYA İHTİYAÇ DUYMASIN
Mustafa Kemal Atatürk; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözleriyle Cumhuriyet’in geleceğine yön verdi.
Bu sözler yalnızca söylendikleri döneme değil, bugünümüze ve yarınlarımıza da ışık tutmaktadır.
9 Eylül, bağımsızlığın, cesaretin, dayanışmanın ve vatan sevgisinin adıdır. İzmir’in kurtuluşunu sağlayan kahramanları saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Bir daha kurtarılmaya ihtiyaç duymaması dileğiyle; günün kutlu olsun şirin ve güzel İzmir!
Not: Bu köşe yazısında yer alan görüş, yorum ve değerlendirmelerin sorumluluğu yazara aittir.
