3 gün süren şura tamamlandı

0

Aydınlar Ocağı 53. Büyük Şurası, İstanbul Güngören Merter’deki The Green Park Hotel’de yapıldı… 3 gün süren Aydınlar Ocakları 53. Büyük Şurası sonuç bildirisi yayınlandı.

Aydınlar Ocağı 53. Büyük Şurası

İstanbul Merter’de The Green Park Hotel’deki toplantıya yurt genelinden Aydınlar Ocağı yöneticileri, fikir adamları ve akademisyenler katıldı. Programın açılış töreni, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Mustafa Erkal açılış konuşmasıyla başladı.

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz de, “Çağımızın Tarihi Gerçekleri” üzerine bilgi verecek. Şura’da çok sayıda akademisyen ve bilim adamı üç gün boyunca çeşitli konularda tebliğ ve sunum yaptı.

Siyasi partiler ve siyasi kuruluşlarla bağı olmayan Aydınlar Ocağı’nın 53. Şura toplantısı, sonuç bildirgesinin okunmasıyla sona erdi…

3 gün süren Aydınlar Ocakları 53. Büyük Şurası sonuç bildirisini yer alan sözler:

AYDINLAR OCAKLARI 53. BÜYÜK ŞURASI SONUÇ BİLDİRİSİ

Aydınlar Ocakları 53. Büyük Şurası 10-12 Ekim 2025 tarihleri arasında İstanbul’da Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nin ev sahipliğinde yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunun 102. yılında düzenlediğimiz 53. Büyük Şuramız;  bekamızı, milli kimliğimizi ve üniter yapımızı hedef alan iç ve dış tehditlerin bulunduğu, Suriye’nin yeniden yapılandırılmasının tartışıldığı, Filistin ve Gazze’de ABD’nin desteğinde İsrail’in yaptığı soykırımın Dünyanın gözü önünde devam ettiği, bir süreçte gerçekleştirilmiştir.

* 2025 yılı geçmiş yıllarda olduğu gibi dünyanın çivisinin çıktığı, ülke sınırlarının delindiği, sınırların rahatlıkla ABD ve İsrail lehine değiştirildiği, toprak işgalinin sıradanlaştığı, milletlerarası hukukun rafa kaldırıldığı, etnik temizlemenin zirveye çıktığı, Gazzelilerin zorla göç ettirildiği, aç, açık ve ilaçsız bırakıldığı vicdanlı insanların ekranlarda çoluk çocuk cesetlerini görmekten insan olduklarından utandıkları bir dünya ile karşı karşıyayız. Çok ümit beslenen milletlerarası kuruluşlar felç olmuş, gülünç duruma düşürülmüşlerdir. Gazze şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.  

* Türkiye milli devlet ve üniter yapıdan koparılarak çok kültürlülük tuzağına düşürülmemesi için her araç en iyi şekilde kullanılmalı ve Türk toplumu güçlü bir aydınlatmaya gidilmelidir. Çok kültürlülük demokrasinin çok sesliliği değildir. Çok kültürlülük bir devletin zorlamalı veya zorlamasız resmen vatandaşlarını ve farklı etnik gurupları birbirine karşı hukuki ve siyasi anlamda ötekileştirmesidir. Çokuluslu şirketlerin ideolojisi küreselleştirmedir. Küreselleştirmenin ideolojisi de çok kültürlülüktür. Bu çalışmalar milli mutabakatların geliştirilmesinde de öncü olmalıdır.

* Değerli madenlerimiz korunmalı, kıymetleri bilinmeli, çeşitli yollarla yabancılara devredilmemelidir. Unutulmamalı ki, bunların işlenip ihracı ülkeye tahmin edilemez faydalar sağlayacaktır. Maden çıkarmak için taşı toprağı kazmak yerine tespitler yapılmalı; tarım alanları tarım yapılamaz hale sokulmamalıdır. Eski maden alanlarının güneş enerjisine dönüştürülmesi isabetli bir değişmedir.

* Türkçeye saygıdan habersiz bazı çevrelerin yer ve kuruluş adlarını yabancılaştırması belediyelerce önlenmelidir. Çığırından çıkan bu durum kelime ve hece birleştirilmesinden yabancı dilde kelime türetilmeye kadar varmıştır. İsim ve kelime uydurulmasından vazgeçilmelidir.

* Batı’dan bazı siyasetçilerin destek beklemesi, koruma arama işi çok itibar kırıcı olmaktadır. Özellikle tecrübesiz bazı siyasiler itibar kırıcı bu yanlışlardan uzaklaşmalıdırlar.

* Nüfus artış hızını yükseltebilmek gelir dağılımını iyileştirmekten geçmektedir. Geliri azalan ve satın alma gücü perişan olan bir kimsenin ne evliliği, ne de çocuk sahibi olmayı düşünecek hali vardır. Çocuk bakımı da imkansızlıklarla doludur. Çocuk sahipleri korunmalıdır. Devletin aldığı son tedbirler ümit vericidir ve artarak sürdürülmelidir. Kadının eğitim ve istihdamda yer alması kadını aileden nispeten uzaklaştırmaktadır. Çalışan kadınlara mantıki bazı imkanlar sağlanabilir. Aile gerçeğine Batı’da yönelme varken Türkiye’de tersine aile yıpratılmaya çalışılmaktadır. Nüfus artış hızındaki düşüş 1960’lerden itibaren maalesef fark edilememiş; iç ve dış yönlendirmelerle ve nüfus planlaması ile bugünkü sonuca varılmıştır.  

* Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, Türkiye’de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hane halkı büyüklüğü 2024 yılında 3 kişiye düşmüştür. Aynı araştırma sonuçlarına göre, 2016 yılında %14,9 olan yalnız yaşam, tek kişilik hane halklarının oranı 2024 yılında %20 ye ulaşmıştır. Yaklaşık her 4 haneden birinde en az bir yaşlı fert bulunmaktadır. 25-29 yaş aralığında hiç evlenmemiş olup ebeveynleriyle yaşayanların oranı toplamda %72,6 dır. Bu oranın %44,8 i erkek, %27,9 u ise kadındır.(TÜİK İstatistiklerle Aile, 2024)

* Milli Eğitim ve Sağlık sektörleri aşırı ticarileşme yanlışından kurtarılmalıdır. Hastanesi olmayan özel tıp fakülteleri ve tıp eğitiminin sorunları ciddiyetle ele alınmalıdır. Maddi sebeplerle okul terkleri, işsizlik nedeniyle yüksek öğretimden vazgeçme ve sağlık kuruluşlarının ekonomik tercihi göz ardı edilmemelidir.

* Çocuklarımızın tabletten kitaba dönüşü kolay olmamaktadır. Bu konuda gerekli tedbirleri alan ülkeler örnek alınmalı, ailelere de görev düştüğü unutulmamalıdır. Çocuklarımız yetenekli oldukları alanda öğretim görememekte, test çözme kaygısıyla kendine gerçekleştirebilen sağlıklı uyumlu, iyi insanlar, iyi vatandaş olarak yetiştirilememektedir. Şiddet, akran zorbalığı, suça sürükleme artmaktadır. Ömer Seyfettin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Reşat Nuri Güntekin gibi Türk Edebiyatımızın klasikleri Milli Eğitim sürecinde çocuklarımıza okutulmalıdır. Bunlar çocuklara rol modeli olmalıdır. Sevgi, saygı, merhamet, dürüstlük, vefalılık, kadirşinaslık, hoşgörü, adalet ve uzlaşma gibi sosyokültürel yapımızda, dokumuzda bulunan yaşanmış değerler Milli eğitim müfredatımızda yer almalıdır. Devlet okulları eski değerine ve eski yüksek statüsüne kavuşturulmalıdır. Öğretmenlik son derece değerlidir, rol modeli olabilen öğretmenlere ihtiyaç vardır. İdealist kişilikler yetiştirilmelidir. Medya rant kaygısıyla siyasi konulara odaklanmıştır. İktidar veya muhalefet yanlısı olarak çalışmaktadır. İnsanlar çatıştırılmaya çalışılmaktadır. Oysa siyasetin dışında, eğitim, sağlık, güvenlik uluslararası ilişkilerde çok önemli meselelerle karşı karşıyayız. Ayrıca izleniyor diye şiddet ve anormal davranışlar, istisnalar oynatılıp haber konusu yapılmamalıdır.

* Vatandaşın zeytin ve zeytinyağı üretimiyle uğraşılmamalı, bunların ithalatı teşvik edilmemeli, ileride doğacak sorunlar engellenmelidir.

* Çevre ve İklim değişikliği hesap edilmelidir. Ve bu bağlamda faydalı işler yapılmalıdır. Sıfır atık gibi önemli çalışmanın takibi ve daha bilimsel yapılması gerekir. Aynı şekilde tıbbi atıklar konusunda da yeni düzenlemeye ihtiyaç vardır. Önemli bir değişme olarak günümüzde şehirliler köye taşınırken, tarımda şehirlilerde daha fazla kendine yer bulmaya başlamıştır. Kötü kullanım dolayısıyla yeraltı sularının çekilmesi susuzluğu artırmaktadır. Özellikle Trakya’da yeraltı suları hesapsız kullanılmamalı suya arıtma yapılmalıdır. Tarımda vahşi sulama engellenmelidir. Gıda temini ve güvenliği tehlikededir. Bundan dolayı tarım ihmal edilmemeli ve tarıma destek artırılmalıdır. 2000 lerde çıkarılan yeni tohum yasası bir kırılma noktası olmuştur. Milli tarım Milli tohum projesine destek artırılarak devam etmelidir.

* Lozan Antlaşmasına karşı yapılan düşmanlık tekrar Sevr Antlaşmasına dönüş yolunu bir bakıma kabul etmektir.

* Kentsel dönüşüm rayından çıkarılmamalı tek barınağı olan evi elinden çıkan ve yıkılan vatandaş senelerce ortada kalmamalı, akrabasına veya bir yakınına sığıntı olmamalı, bir takım kurulların insafına terk edilmemelidir.

* Eğitimde bir çok alanda ortaya çıkan kalite düşüşünü engellemek için fertleri kendi kendilerini geliştirmeye dönük yönlendirmeler ve tedbirler alınmalıdır. Kapalı olan öğretmen okulları açılmalıdır.

* Kuzeye doğru tırmanan, Gazze’ye tanklarını sokan katil ve soykırımcı İsrail Bölgede ABD’ye dayanarak savaş arar haldedir. ABD’nin BM’de ateşkesin kabul edilmemesi için verdiği oy da bu cinayet şebekesini tahrik etmektedir. Ortadoğu yeni bir savaş alanı olmaktan kurtarılmak için diplomasiye önem verilmelidir. İnsan olanların yüzünü karartan katliam utanç kaynağıdır. Bu konuda tedbir alması ve uygulaması gereken milletler arası kuruluşlar da ABD müdahaleleri sayesinde gülünç duruma düşmüşlerdir. Katil ve soykırımcılar yargılanmalı; insanlık bu büyük ayıptan kurtarılmalıdır.

* Ortadoğu’da menfaatleri icabı ittifak kuran ABD, Yunanistan ve İsrail bazılarına ders olmalı; Türkiye’de yıllardır toplumu rahatsız eden kısır siyasi çekişmelerin yerine ülke yararına ittifaklar kurulmalıdır.

* BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail savunucusu ABD’nin ateşkes kararını veto etmesi Ortadoğu’yu ilerde bir savaş alanı haline getirebilir. Bu bakımdan Türkiye düşmanlarının ilk hedefi KKTC olabilir. Bu konuda gerekli her türlü tedbir acilen alınmalıdır. İsrail’in Rum Kesimine silah sevki devam etmektedir.

* Türkiye’ye karşı yapılmak istenen Anadolu’da, Balkanlar’da, Orta Asya’da ve Kafkaslar ’da coğrafyaya damgasını vuran ve egemen kültür olan Türk kültür ve medeniyetini silmektir. Türk’ün Anadolu’da egemen oluşu, ne 1923 Cumhuriyetin ilanı iledir; ne de 1071 Malazgirt ile başlamaz. Onlardan önce de Anadolu’da Uz, Peçenek ve Kıpçak Türkleri vardı.

* Ahlak anlayışındaki sapmalar ve sorunlar fertlerde birbirine tepkici giyimler doğurmaktadır. Sanki insanlar apayrı ülkelerin vatandaşları konumuna girmektedir. Birçok ülkede moda olmayan giyimler Türkiye’de öne çıkarılmakta ve aile içi ve dışı sorunlar yaratılmaktadır.

* ABD Büyükelçisi Barrack’ın dengesiz tutumu ve çelişkili beyanları rahatsızlık yaratmıştır. Filistin’in birçok ülke tarafından tanınması kendisini ve emrinde çalıştıklarını rahatsız etmiştir. “İki devletlilik hali bir şey ifade etmez” “sizin nasıl yaşayacağınıza biz karar veririz” şeklindeki beyanlar saygısızlığın alasıdır. Her şeye burnunu sokan üstelik Suriye’den de sorumlu olan bu zat, aslında Suriye’yi bölmek isteyen gurup ve örgütlere akıllı davranın biz sizin şimdilik özerk bölge ve devletçik kurmanıza evet demedik. Bu zat Filistin’deki utanç verici İsrail katliamları karşısında adeta alay etmekte ve soykırımı küçümsemektedir. Bu zatın geldiği yere postalanması ve istenmeyen adam sayılması çok isabetli olacaktır. Suriye’de PKK’nın uzantısı YPG özerklik peşindedir.

* Doğu Akdeniz’de Mısır ile Türkiye’yi yaklaştırmak ve dostluğu artırma tatbikatı yapmak çok isabetli olmuştur. Doğu Akdeniz’de yeni bir denge arayışı her iki ülke için de gereklidir. Türkiye’nin ve Mısır’ın hakları tabii ki korunmalıdır. Onun bunun hakkını gasp etme Türkiye’nin politikası hiç olmamıştır.

* Suriye’de Türkiye’ye ve Suriye’ye karşı ABD ve kanlı ortağı İsrail PKK kalıntısı YPG’yi çatışmaya hazırlamaktadır. Türkiye soykırıma karşı çıktıkça İsrail, Suriye ve Kıbrıs’ı karıştırmaya çalışmaktadır. Sanki Büyükelçi Barrack bunun için Türkiye’ye gönderilmiştir. Ortadoğu savaşsız bırakılmamaya çalışılıyor. Sanki Rusya ve Ukrayna savaşı bitirilip sıra Türkiye İsrail ve patronu ABD ile çatışmaya mı başlatılacaktır? İsrail PKK ve Rum kartını oynamaktadır. Terör ve savaş sever işgalci ABD yeni maceralar peşindedir. Bu ülkeler bugünkü politikalarını uyguladıkları sürece Dünya, barış ve huzurdan çok uzak olacaktır.

* Devlet Bankalarının yönetimi emekli siyasilerde değil; uzman iktisatçılarda olmalıdır. Bu ciddi konuda liyakat esastır.

* Sivil itaatsizliği bir çözüm ve haklı bir tepki aracı olarak görmek son derece yanlıştır. Siyasilerin görevi çatıştırma ortamı olmamalıdır. Eğer yanlış varsa, yanlış yanlışla çözülemez.  

* Milli eğitimin değişik kademelerinde gençlere “Türkiye’nin etnik yapısı” ve “Türk Dünyası” dersleri mutlaka verilmeli; gençler ve yetişkinler bilgisizliğe mahkum edilmemelidir.

* Türk Milleti tekleşmeye, milliyetsizliğe, din dışılığa, cinsiyetsizleştirilmeye teşvik edildiği karışık bir dönemi yaşamaktadır. Bazı siyasiler bunlardan sanki habersiz gibi davranmaktadırlar. LGBT bazı ülkelerde olduğu gibi bizde de kapatılmalıdır.

* Uyuşturucu ile mücadele hızlandırılmalı, telefon aracılığıyla online kumara sevk yolu kapatılmalıdır. Kapatılanların bir süre sonra açılmaları da anlaşılamamaktadır. Bu alanlarda cezalar artırılmalıdır.

*  Yapay zeka artı ve eksileriyle beraber düşünülmelidir. Farklı kültürlerin aynı değerleri olmadığı göz önünde tutulmalıdır. Tutulmaması ABD’de olduğu gibi intihar ve benzerlerini tetiklemektedir.

* Saçma sapan gerekçelerle Andımız’ın okullarda okutulmasından vazgeçilemez. Mahkeme kararları da bunu gerektirmektedir.

* Türk kimliği tekçilik değil; belirli bir kültürü yaşayanların ortak kılınmasıdır. Birleştirilmeden rahatsız olanların niyeti de toplumun dağılmasıdır.

* Türk yerine Türkiyeli, bir kültürel kimlik olmayıp coğrafi özellik taşır. Sonuçta bu bir hafızanın silinmesidir. Türk’ün kendi kendini yok sayma yanlışıdır. Emperyalist emelleri heveslendirmektir.

* Yabancı dillerden bozma ve hece birleştirme yoluyla anlamsız sözde isimler çocuklarımıza, işyerlerine verilmemelidir.

* 1982 Anayasa’sı yapılan değişiklikler ile 12 Eylül ve Evren anayasası olmaktan çoktan çıkmıştır. %93 rey alan anayasa halkın anayasasıdır. 1982 Anayasa’sı bir dayatma ise; bugün yapılması düşünülen de iç ve dış dayatma milli ve üniter devleti tahrip etme, etnik taassuba teslim olmuş terör baskısı sonucu çokkültürlülük tuzağına düşürülmüş bir anayasa çabasıdır. Anayasa ile oynanmamalıdır. O bir oyuncak da değildir. TC’ye vatandaşlık ile bağlı olanları kucaklama, bütünleştirme, ayırıma tabi tutmama, mensubiyet şuuru hissedenleri sen bizden değilsin yaklaşımı ile dışlamak mı gerekir? Etnik veya mezhebe göre insanları birbirine soğutma ve dışlamam mı tercih edilmeliydi? 66. madde birtakım kısıtlamalar mı getirmeliydi? Biyolojik esaslar mı ele alınmalıydı? Milli Mücadeleyi yapan ve Cumhuriyetin kurucu iradesine bağlı olma Türk Milleti gerçeğini de benimsemektir. ‘Bu millet’ ifadesi isimsizliktir.

* Dini kılıf altında tamamen siyasi ve işgal amacı taşıyan Ruhban Okulu’nun açılması, Atina’da veya başka bir yerde açılacak bir Camii’nin karşılığı olamaz. Konu uzmanlarınca ele alınmalı ve daha sonra karar verilmelidir. Aksi bir durum ülkemize yeni sorunlar yaratabilir.

* İnsan kanı akıtmaktan mutlu olan soykırımcı ve artık dışlanmaya başlanan, Kolombiya ve Arjantin’e gidiş için vize verilmeyen Netanyahu’ya suçları kabul ettirilmelidir. Önce ABD iki ayrı devletin varlığını kabul etmelidir. Gazzeliler yıkık da olsa evlerine dönmeli ve göçe kesinlikle zorlanmamalıdırlar. Katil İsrail milletlerarası sportif ilişkilerden men edilmelidir. BM’de boş koltuklara konuşan soykırım başının orada işi olmamalıydı.

* Başarılı ve düşmanlarımızı rahatsız eden Savunma Sanayiindeki tesislerimizin ve değerli personelimizin güvenliği en üst seviyeye çıkarılmalıdır. Bu konuda uçak kazası dahil verdiğimiz şehitler unutulmamalıdır.

* Türk Dil Kurumumuz faaliyetlerini çoğaltmalı ve çeşitlendirmelidir. Türk Dünyası’nın ve Anadolu Türklüğünün dil özelliklerini ele almalıdır. Benzeri kuruluşlar da Türk Dünyası’nı tanıtıcı yayınlar ve Türk Dünyası’na Türkiye’yi tanıtıcı yayınlar yapılmalı ve çoğaltılmalıdır.

* KKTC’de vatan toprakları Rum’a ve İsraillilere satılık değildir. Rusya Yahudileri ve diğer Yahudiler tarafından satın alınan topraklar İsrailli Yahudilere devredilmektedir. Yabancılara toprak satışı durdurulmalıdır. Yahudiler ve yabancıların aldıkları topraklar gerektiğinde kamulaştırılmalıdır. Maraş yerleşime ve yatırıma açılmalıdır. Maraş asıl sahibi olan vakıflar idaresine devredilerek yönetilmelidir. Türkiye ve KKTC arasında savunma işbirliği anlaşması yapılabilir. TC-KKTC arasında Monaco ve Fransa örneği kullanılabilir. İsrailli Yahudiler vatandaş yapılmamalıdır. Rumlara taşınmaz mal komisyonu üzerinden yüklü tazminat ödenmesi tekrar ele alınmalıdır. Rahmetli ve büyük devlet adamı Cumhurbaşkanı  Rauf Denktaş’ın politikası sürdürülmelidir. KKTC’de ileride yeni bir Filistin ve Gazze tehlikesine fırsat verilmemelidir. Kıbrıs sorunu 1974 Barış harekatı ile çözülmüştür. Rumlarla federasyon, konfedarasyon, birleşik Kıbrıs oyunlarına gelinmemelidir.  Tek yanlı BM gözetiminden yapılan görüşmelere kesinlikle son verilmeli, iki devletli bir anlaşma politikası asla sulandırılmamalıdır. KKTC ‘nin egemen eşitlik statüsü BMGK tarafından tescil edilmeden Rumlarla hiçbir görüşme yapılmamalıdır. KKTC de denizüssü yapımı tamamlanmalıdır. Özerk devlet anlaşması yapılabilir.  Her bir Kıbrıs Türkü rahmetli Rauf Denktaş gibi şuurlu olmalı, geleceği de düşünmelidir. Filistinliler de topraklarını satmışlardı ama sonuç ortadadır.

* Askeri hastanelerin kapatılması uzman askeri hekimlere olan ihtiyacı artırmıştır. Ya tekrar açılmalılar, ya da mevcut devlet hastanelerinde askerler için ek bölüm gerçekleştirilmelidir.

* Trump’ın hazırladığı sözleşme, ortağı Netanyahu’nun onayı ile hazırlandığını ortaya koymaktadır. Belirsizliklerle dolu olan sözleşmede maalesef iki devletli yapıdan hiç bahsedilmemektedir. Metinde vatanlarını savunan Filistinliler suçlanmaktadır! Yetmiş bin civarında sivili katletmiş, binaları, hastane, camii, kilise, okul, sivilleri, çocuk ve hamile kadınları sanki İsrail bombalamamıştır. ABD ve Trump’ın günahı çok büyüktür. Sözleşmede utanmadan İsrail savunulmaktadır.

* Milli Eğitim’de müfredatlar TC’nin kuruluş felsefesi göz önünde bulundurularak hazırlanmalıdır. Eğitimde paralel yapıya izin verilmemeli; okullara öğretmen ve yönetici atamaları mülakat sistemi kaldırılarak liyakat ve ehliyete göre görevlendirme yapılmalıdır. Okullar, nitelikli ve niteliksiz ve proje okulu gibi ayrıma tabi tutulmamalıdır. Proje okullarına öğretmen atamaları bakanlıktan alınarak valiliklere verilmelidir.

* Türk Milletinin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde elde ettiği zafer, egemenliğin bazılarına paylaştırılması için yapılmış bir şey değildir. Milli bağımsızlık ve egemenlik hakkı  en önemli dayanağımızdır.  

* Tarih boyu hiç kimseyi zorla vatandaşta yapmadık.

What do you feel about this?

Bir yanıt yazın

error: İçerik korunmaktadır !!