Gurbeti yaşayanların sığınağı…

0

Bahçelievler Belediye eski Meclis Üyesi, Ardahan’ın, Göle Dernekler Federasyonu’na Başkan Adayı Yalçın Avci siz, ON2AY Haber Sitesi takipçileri için yazdı…

Yalçın Avcı yazdı

Adım Yalçın. Ardahan’ın Göle ilçesinin o sert ama bir o kadar da mert coğrafyasında doğdum. Babam, Köy Enstitüsü mezunu, -onun deyimiyle- teni koyu olsa da benim için ve Göle’li yüzlerce genç için yüzü aydınlık bir öğretmendi.

Onun bize ve bizim jenerasyonumuza aşıladığı en önemli değer, bilginin ve toprağın kutsallığıydı. Ama 1980’lerin başında, o evimiz bildiğimiz topraklar artık bize dar gelmeye başlamıştı. Ekonomik ve siyasal değişim süreçleri, kısıtlı imkanlar ve belki de babamın biz çocukları için daha iyi bir yaşam hayali, tıpkı Anadolu’nun dört yanındaki binlerce aile gibi bizi de doğduğumuz topraklardan koparıp İstanbul’un o bilinmezliğine doğru itti.

Ailenin en büyük erkek çocuğu olarak, bu göçün yükünü omuzlarımda daha farklı hissettiğimi itiraf etmeliyim.

İstanbul… Adı bile hem bir umut hem de bir korku fısıldıyordu kulaklarımıza. Göle’nin sessizliğinden, karla kaplı dağlarından sonra bu devasa şehir, gürültüsüyle, kalabalığıyla -kura nehri kadar hızlı olmasa da- hızıyla bizi adeta değiştirecek gibiydi.

İlk zamanlar zordu. Tanıdık yüzler aradık, bildik tatlar özledik, Göle’nin o temiz havasını  her gün doğumunda ciğerlerimize çekmeyi hayal ettik. İş bulmak, barınacak bir yer ayarlamak, tanıdıklarla tutunmaya çalışmak… Her şey bir mücadeleydi. Bizi biz yapan ne varsa, sanki o büyük şehirde eriyip gidecek gibiydi.

İşte tam bu noktada, bizim gibi “gurbeti” yaşayanların sığınağı oldu hemşehri dernekleri. Babam, Köy Enstitüsü’nden aldığı o örgütlenme ve dayanışma ruhuyla, bizi İstanbul’daki, Göleliler’i bir çatıda toplama fikriyle tanıştırdı. Bir hayal kurdu, o hayali Arkadaşlarıyla birlikte ete kemiğe, Göle Derneği adı altında büyük bir yuvaya dönüştürdü. Sanki Göle’ye geri dönmüş gibiydik.

Bu dernek, sadece hasret giderme mekanları değildi bizim için. Yeni gelenlere yol gösteren birer pusulaydı. İş arayana iş, ev arayana yardımcı olan, çocuğunu okula yazdıracak olana rehberlik eden, hastası olana destek çıkan bir dayanışma ağıydı. Maddi zorluk çeken ailelere gizlice uzanan yardım elleri, başarılı öğrencilere verilen burslar… Bunlar, büyük şehrin acımasızlığında tutunacak bir dal demekti. Sadece pratik yardımlar da değildi; düğünlerimizi, cenazelerimizi birlikte omuzladık. Kültürümüzü, türkülerimizi, geleneklerimizi yaşattığımız yerler oldu bu dernekler. Bizi İstanbul’a entegre ederken, köklerimizden kopmamamızı sağladılar. Bu sivil toplum kuruluşları, devletin belki de yetişemediği o ince kılcal damarlara dokunarak, göçün getirdiği sosyal travmaları hafifleten en önemli mekanizmalardı. Kimlik bunalımını, yalnızlığı ve yabancılaşmayı bir nebze olsun azalttılar.

Zamanla gördük ki, bizim gibi Anadolu’nun dört bir yanından kopup gelen milyonlar, İstanbul’un sadece nüfusunu değil, dokusunu da değiştirmişti. Şehir, adeta küçük bir Türkiye mozaiğine dönüştü. Bu durum, kaçınılmaz olarak siyasete de yansıdı. İlk başlarda, siyasiler için bizler sadece oy potansiyeliydik. Seçim zamanları derneklerimize uğrar, vaatlerde bulunurlardı. Ancak zamanla, bu dernekler aracılığıyla örgütlenen hemşehri grupları, kendi taleplerini daha güçlü dile getirmeye başladı.

Artık sadece oy veren değil, aynı zamanda siyasetten hizmet ve temsil bekleyen bir kitleydik. Hemşehri dernekleri, bu taleplerin örgütlendiği, pazarlık gücünün oluştuğu platformlar haline geldi. Yerel yönetimlerden beklentiler arttı; mahallemize yol, çocuklarımıza park, kültür merkezleri talep ettik. Dahası, içimizden insanlar siyasete atılmaya başladı. Belediye meclislerinde, hatta parlamentoda kendi yöresinin, kendi göçmen topluluğunun sesini duyuran temsilcilerimiz oldu. Bu, hem İstanbul siyasetini hem de genel siyaseti dönüştüren önemli bir dinamikti. Anadolu’nun farklı renkleri, talepleri ve öncelikleri, İstanbul üzerinden Türkiye siyasetinin gündemine daha güçlü bir şekilde taşınır oldu. Göç, İstanbul’u büyütürken, aynı zamanda siyasete yeni aktörler ve yeni dinamikler kazandırdı.

Bugün geriye dönüp baktığımda, Göle’den İstanbul’a uzanan o zorlu yolculuğun hayatımızı nasıl değiştirdiğini görüyorum. Babamın Köy Enstitülü ruhu, belki de o derneklerdeki dayanışmada yeniden hayat bulmuştu. Evet, İstanbul bizi değiştirdi ama biz de İstanbul’u değiştirdik. Ve bu değişimde, o küçük ama etkili sivil toplum kuruluşlarının, hemşehri derneklerinin payı sandığımızdan çok daha büyük. Onlar, koca şehirde kaybolmamızı engelleyen, bizi birbirimize ve köklerimize bağlayan görünmez ama güçlü iplerdi. Göçün zorluklarını hafifleten, entegrasyonu kolaylaştıran ve nihayetinde siyasal katılımın önünü açan bu yapılar, Anadolu’dan İstanbul’a uzanan hikayemizin en değerli parçalarından biridir.

………………………………………………………………………………………………………

on2aybahcelievler.com haber sitesinde yayınlanan makalelerin tüm bilimsel, içeriğe dair, dilsel, yasal sorumluluğu yazarlarına aittir

What do you feel about this?

Bir yanıt yazın

error: İçerik korunmaktadır !!