Siyasi hafıza unutmaz…

0

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktoru – Diş Hekimi, Lazer ve İmplant Uzmanı
İmplant ve Diş Eti Hastalıkları Uzmanı Dr. Hüseyin Özkahraman’ın yazısı…

Hüseyin Özkahraman, köşe yazısı, Munsur Yavaş, mektup

Siyaset yalnızca bugünü kurtarma sanatı değildir; hafıza, tutarlılık, vefa ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alma işidir. Bugün söylenen söz, atılan adım ve yapılan tercih, yarın mutlaka siyasetin terazisine çıkar. İnsanlar unutabilir, örgütler bir süre susabilir; fakat siyasi hafıza unutmaz.

Ben siyasetin içinde yarım asra yaklaşan bir süre geçirdim. CHP’nin çeşitli kademelerinde görev yaptım, örgüt içinde mücadele ettim. Bu süreçte şunu çok iyi öğrendim: Siyasette asıl sınav rahat günlerde değil, zor zamanlarda verilir.

Bu nedenle Mansur Yavaş’ın CHP’nin kuruluş yıl dönümünde ortaya koyduğu tavrı, yalnızca bir programa katılmama meselesi olarak görmüyorum. Asıl mesele, bugünkü tutumuyla geçmişte verdiği siyasi görüntü arasındaki çelişkidir.

DÜN AYNI FOTOĞRAFTA, BUGÜN NEREDE?

Mansur Yavaş’ı dün Özgür Özel’le yan yana gördük. Anıtkabir’de birlikte yürüdüler, Saraçhane’de aynı demokrasi mücadelesinin içinde yer aldılar, Güvenpark’ta aynı otobüsün üzerinden konuştular. CHP’nin önemli siyasi mücadelelerinde aynı fotoğraf karesinde bulundular.

O gün Özgür Özel’le yan yana yürümek bir tercihti. CHP’nin kurumsal mücadelesinin yanında görünmek de bir tercihti.

Peki, bugün ne değişti?

Eğer gerekçe “parti içindeki ayrışmalarda taraf olmamak” ise dün Anıtkabir’de birlikte yürürken, Saraçhane’de yan yana dururken ve Güvenpark’ta aynı otobüsün üzerinden konuşurken tarafsızlık neredeydi?

Çelişki tam da burada başlıyor.

Dün CHP’nin mücadelesinde yan yana durmak tarafsızlığa aykırı değilse bugün CHP’nin kuruluş yıl dönümünde partinin yanında durmamak nasıl tarafsızlık oluyor?

Siyaset bu soruyu sorar. CHP örgütü de sorar.

Çünkü siyasi tutum yalnızca sözlerle değil, hangi gün nerede durduğunuzla ölçülür. Hatta bazen nerede olduğunuzdan daha önemlisi, nerede olmadığınızdır.

Siyasette yokluk da bir tercihtir.

HİÇ KİMSE CHP’DEN BÜYÜK DEĞİLDİR

CHP’nin kuruluş yıl dönümü sıradan bir takvim yaprağı değildir. Cumhuriyet’le yaşıt, 103 yıllık bir siyasi mücadelenin tarihidir. Bu tarihi yalnızca genel başkanlar ve milletvekilleri yazmadı. İlçe örgütlerinde çalışanlar, sandık başında sabahlayanlar, gençlik ve kadın kollarında mücadele edenler, hiçbir makam beklemeden yıllarca CHP’nin bayrağını taşıyanlar da yazdı.

Bu nedenle CHP’nin kurumsal kimliği, herhangi bir kişinin siyasi hesabından çok daha büyüktür.

Hiç kimse CHP’den büyük değildir.

Ne genel başkan ne belediye başkanı ne milletvekili ne de başka bir siyasi aktör…

CHP kişilerden önce vardı, bizlerden sonra da var olacak.

LİDERLER DEĞİŞİR, KURUMLAR KALIR

Bu siyasi hafızayı anlamak için CHP’nin geçmişindeki örneklere bakmak yeterlidir.

Önder Sav, CHP’nin en güçlü örgütçülerinden biriydi. Deniz Baykal döneminde Genel Sekreterlik yaptı. Daha sonra Kemal Kılıçdaroğlu ile yaşadığı siyasi ayrışma nedeniyle parti yönetiminden uzaklaştı. Kılıçdaroğlu döneminde de yönetime kızan, küsen, kenara çekilen veya farklı siyasi arayışlara giren isimler oldu.

Bunların hiçbiri CHP’nin kurumsal tarihini ortadan kaldırmadı.

Muharrem İnce de bunun başka bir örneğidir. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı oldu, CHP adına meydanlarda milyonlara seslendi. Daha sonra parti yönetimiyle yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle kendi siyasi yolunu seçerek parti kurdu. Bugün ise yeniden CHP ile yakınlaşan bir siyasi çizgi görüntüsü veriyor.

Burada kimseye siyasi tercihinden dolayı hesap sormuyorum. Ancak şu gerçeğin altını çiziyorum:

Siyasette dün söyledikleriniz, bugün attığınız adımlardan bağımsız değildir.

Bir gün “baba ocağı” deyip ertesi gün ocağın dışına çıkıyorsanız, başka bir gün yeniden o kapıya geldiğinizde geçmişte söyledikleriniz de önünüze gelir.

Çünkü siyasi hafıza, insan hafızasından daha güçlüdür.

Genel başkana kızabilirsiniz. Özgür Özel’i eleştirebilir, Kılıçdaroğlu’na karşı çıkabilir, Baykal’la anlaşmayabilirsiniz. Önder Sav’la yaşanan siyasi ayrışmaları da Muharrem İnce’nin kendi yolunu seçmesini de eleştirebilir veya savunabilirsiniz.

Ama bunların hiçbiri CHP’nin tarihini, örgütünü ve milyonlarca seçmenini yok saymayı haklı çıkarmaz.

Liderler değişir, kurumlar kalır.

MAKAMIN GETİRDİĞİ SORUMLULUK

Elbette CHP’den ayrılanların kendi siyasi tercihleri olabilir; buna saygı duyulur. Ancak CHP’de kalanların da bu kurumsal aidiyetin sorumluluğunu taşıması gerekir. Hele CHP’nin seçmeniyle, örgütüyle ve tarihiyle sizi taşıdığı bir makamda bulunuyorsanız, zor zamanda kuruma mesafe koymanın izahı daha da güçleşir.

Çünkü hem CHP’nin kurumsal kimliğini taşımak hem de gerektiğinde o kimliğin sorumluluğundan uzak durmak mümkün değildir.

Bunun adı tarafsızlık değil; bana göre siyasi pozisyon arayışıdır. Daha açık söylemek gerekirse bu, hem yardan hem serden vazgeçmemeye çalışan, koşullar değiştikçe kendisine alan açan fırsatçı bir siyasi duruştur.

Ama siyaset böyle yürümüyor.

Makamlar kalıcı değildir. Adaylıklar garanti değildir. Seçim başarıları bile sonsuza kadar sürmez. İnsan, bulunduğu yeri yalnızca aldığı oylarla değil, zor zamanda gösterdiği duruşla da hak eder.

Bir sözde ifade edildiği gibi, savaşta başarı garanti edilemez; ancak hak edilebilir. Siyaset için de bundan daha doğru bir ölçü olamaz.

ZOR ZAMANDA KİM, NEREDE DURDU?

Ben, Mansur Yavaş’ın bu süreçte iyi bir siyasi sınav verdiğini düşünmüyorum. Çünkü mesele bir törene katılıp katılmamak değildir. Mesele, dün ile bugün arasındaki mesafenin neden bu kadar açıldığıdır. Mesele, sizi taşıyan siyasi hareket zor bir dönemden geçerken nerede durduğunuzdur.

CHP’de kalan diğer belediye başkanlarının tutumu da bu açıdan önemlidir. Vahap Seçer’den Ahmet Akın’a, Zeydan Karalar’dan diğer CHP’li belediye başkanlarına kadar birçok isim, bütün zorluklara rağmen partinin kurumsal kimliğiyle yan yana durmayı tercih etti.

Kimse onlardan kusursuz olmalarını istemiyor. Ancak örgüt, en azından kimin zor zamanda nerede durduğunu görüyor.

Çünkü siyasi hafıza yalnızca yapılanları değil, yapılmayanları da kaydeder.

SİYASİ HAFIZA HESABI GÜNÜ GELİNCE SORAR

Derler ya, “Ne ekersen onu biçersin.”

Siyasette bunun karşılığı hafızadır.

Bugün önemsiz görünen bir tercih, yarın siyasi hayatınızın en önemli başlıklarından biri hâline gelebilir. Çünkü siyaset bazen hesabı hemen sormaz; fakat zamanı geldiğinde mutlaka sorar.

O gün geldiğinde yöneltilecek sorular çok basittir:

Dün neredeydin?

Kiminle yürüdün?

Zor zamanda kimin yanında oldun?

İşte gerçek siyasi sınav burada başlar.

Güven bir günde kurulmaz. Vefa birkaç güzel cümleyle gösterilmez. Aidiyet yalnızca “Ben CHP’liyim” demekle ölçülmez.

Aidiyet zor zamanda belli olur. Vefa zor zamanda belli olur. Tutarlılık ise dün söylediklerinizle bugün yaptıklarınız arasındaki mesafede ortaya çıkar.

Bugün herkes kendi siyasi hesabını yapabilir. Ancak yarın o hesabın karşısına örgütün hafızası çıkar.

Bazı siyasi tercihler vardır ki sonradan söylenecek birkaç cümleyle kolay kolay telafi edilemez.

Çünkü siyasette değişmeyen bir gerçek vardır:

Ektiğini biçersin.

What do you feel about this?

Bir yanıt yazın

error: İçerik korunmaktadır !!