Yaşamak – hem de kardeşçesine…
Bahçelievler halkının yakından tanıdığı, ünlü siyasetçi, Diş Hekimi – Laser&İmplant Uzmanı İmplant ve Diş Eti Hastalıkları Uzmanı Hüseyin Özkahraman, ON2AY Haber Sitesi takipçileri için yazdı… Sokak ortasında kalan bir aylık bir kedi yavrusunun hayat hikayesini kaleme alan Hüseyin Özkahraman’ın yazısını bir solukta okuyacaksınız…

Kedi deyip geçmeyin…
Onlar birer doğa dostu, sevgi nişanesi, sadakat, vefa örneği; İnsanoğlunun ve yeryüzündeki çoğu canlının yaşam arkadaşı, can yoldaşıdır.
Az sonra sözünü edeceğim kedi, şu an hayatta olmayan Gülsen Hanım tarafından konulmuş ismiyle “Pati” tam 16 yaşındadır.
Yaratılan herkesin bir hikâyesi vardır ama, Pati’nin ki tam bir yürek yakan cinsten…
Henüz bir aylık yavru iken, çocukların sokakta onunla oynadıkları esnada, epeyce bir hırpalanıyor. Düşürüldüğü kötü durumu, çaresizliğini, yorgun, bitap hâlini sadece bir kadın fark ediyor. Bir o yana, bir bu yana kaçan yavrunun bir anlamda kurtarıcısı da oluyor.
Bahçelievler Siyavuşpaşa semt sakini, rahmetli Gülsen Hanımdır, bu özel insan.
Oturduğu apartmanın üçüncü katından, ona dokunmamalarını, muhtemelen annesini kaybetmiş korumasız bir masum olduğunu, yüksek sesle haykırıyor. Aç ve halsiz olan yavruyu rahatsız etmeye, sıkıştırmaya devam etmeleri hâlinde günaha gireceklerini de hatırlatıyor. Çocuklar kadının sözünü dinleyerek, bırakıyorlar peşini.
Evin balkonundan indirdiği sepete onu koydurtuyor ve yukarıya çekiyor.
Eve gelen minik çok ürkektir, bir o kadar da takatsiz. Kollarının arasına aldığı yavrunun kaşının gözünün yara bere içinde olduğunu görüyor. Hemen, telaş içinde eşini arıyor. Durumu anlatıyor. Onu acilen veterinere götürmeleri gerektiğini de söylüyor.
Siyavuşpaşalı kuaför eşi Mustafa Özcan, koltuktaki son müşterisini uğurladıktan sonra, soluğu eşinin yanında alıyor.
Geldiğinde karısını iki gözü iki çeşme ağlarken buluyor. Yavruyu kucaklayarak veterinere koşuyorlar. İlk istedikleri, yaralı gözün iyileştirilmesi oluyor. Ancak nafile. Çünkü gözü tedavi edilemeyecek, kurtarılamayacak durumdadır. Kendilerine bu söyleniyor. Diğer tedavileri ve rutin aşıları yapılıyor. İşleri bittikten sonra onu da alarak, birlikte dönüyorlar eve.
Pati’nin artık bir evi vardır, ona sahip çıkan iki de güzel karı koca. Sıcak yuvada her gün daha bir mutlu, daha bir güvendedir. Kendini sevdiriyor, oynuyor zıplıyor, adeta şarkı türkü okur gibi sürekli mırıldanıp duruyor, keyifle.
Coşku içindedir. Başlarının tacıdır, ailenin sevgi yumağı, can dostudur.
Aradan yaklaşık bir beş ay geçiyor. Pati epeyce büyümüş, serpilmiş, ailenin bir bireyi olmuştur. Evin annesini sevmekle kalmıyor, yanından bir an olsun ayrılmıyor. Mutfakta, holde, banyoda. Neredeyse çarşıya pazara da onunla gidecek…
Bir gece evin annesi çok hastalanıyor. Pati, durumu, olacakları Yaradan’ın ona verdi yetiyle, duyguyla o an hissediyor. Huzursuz bir şekilde miyavlayarak, kapıları tırmıklayarak, babası Mustafa’ya, abisi İsmail’e kötü haberi veriyor.
Aynı gece evin annesini kaybediyorlar.
Acı çok büyüktür. Mustafa Özcan’ın canından çok sevdiği eşi hayata gözlerini yummuştur. Ev halkı çok üzgündür. Acı öyle unutulacak bir acı da değildir. Özcan ailesi hayatın bu şaşmaz gerçeğine alışmaya çalışsa da alışmak zor, unutmak da adeta imkânsızdır.
Pati her şeyin farkında olsa da, aradan 16 yıl geçmiş olsa da, her gün, her gece, bir gözü kapıda, bir gözü eşikte sürekli annesini beklemektedir. Gidip eşyalarını koklamakta, yastığının üzerine kıvrılıp uyumaktadır.
Evet Pati, Mustafa ve İsmail Özcan’a evin annesi tarafından verilmiş bir armağan, bir miras, Tanrı’nın ikisine birden bağışladığı bir can dost, bir enerji kaynağıdır. Bunu biliyorlar.
Onu besleyen büyüten, sarıp sarmalayan, koruyan kollayan, bakımını üstlenen Özcan Ailesi, sevgili Mustafa ve sevgili İsmail Özcan her türlü övgüyü ve teşekkürü hak ediyorlar.
Doğanın bizler gibi sahibi olan, insanın olduğu hemen her yerde yaşayabilen bu can dostlara, hayatın her alanında, sokakta, yolda, bağda bahçede, dağda bayırda, merhamet duygularımızı şaha kaldırarak sahip çıkabilmeliyiz. Bu çağrıyı herkese yüksek sesle yeniden yapabilmeliyiz. Çünkü; hayvan sevgisi, doğaya, yaşama duyulan saygının olmazsa olmaz en saf hâlidir. Bir hayvanı sevmek; onu kollamaktan, canı tehlikede olduğunda engel olmaktan, ona sahip olunduğunda tüm ihtiyaçlarını karşılamaktan geçiyor. Bir an olsun “of” demeden, hiç de vazgeçmeden.
Hayvanlarla kurulan bağ, insanın merhamet duygusunu yükseltmekle kalmıyor, doğayla, yaşamla, tüm canlılarla sağlıklı ilişki kurmanın da önünü açıyor. Empati duygumuzu artırıyor. Psikoloji ilmi de bunu sürekli hatırlatıyor.
O yaratıklar bize koşulsuz sevgiyi, sadakati ve sabrı da öğretiyor. Bunlar ders gibi gerçekler.
Unutulmamalıdır ki; bir toplumu yücelten en önemli değerlerden, kıstaslardan biridir, savunmasız olanlara gösterilen sevgi ve şefkat.
Mustafa Özcanlar, İsmail Özcanlar çoğaldıkça kötülükler kaybedecek, yok olacak, hep iyilikler kazanacak.
Teşekkürler Mustafa Özcan, teşekkürler İsmail Özcan…
Sizleri tanımak, sizlerle dost olmak ne güzel…
Bu vesile ile yaşama tıpkı sizin gibi bakan herkesi bir kez daha sevgiyle selamlıyor, dayanışma duygularımızla birlikte avuçlarımız patlarcasına alkışlıyoruz…
Son sözümüz de evin can annesine…
Gülsen Hanım; yattığın yer incitmesin. Mekânın cennet, yıldızlar yoldaşın olsun…
