Kendimize sormamız gereken soru
ON2AY Haber Sitesi İmtiyaz Sahibi, Siyaset Bilimci, Ekonomi Uzmanı ve O. Endüstri Yüksek Mühendisi Gökhan Arslan, “Kahve Köşesi”nde bu kez modern insanın gösteriş, tüketim ve sosyal medya kıskacında unuttuğu gerçek özgürlüğü sorguluyor.

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışından gösteriş dünyasına, oradan da yeniden öze dönüşe uzanan bir hikâyenin içindeyiz.
VAR OLDUĞUNU KANITLAMA ÇABASI
Son yıllarda sosyal medya bize adeta tek bir ahlaki öğüt fısıldıyor:
“Var olduğunu kanıtlamak istiyorsan, sahip olduklarını göster.”
Daha fazlasını al, daha pahalı markalar kullan, daha lüks yerlerde yemek ye, daha uzak tatillere git ve bütün bunları paylaş…
İnsanlar yedikleri yemekten giydikleri markaya, gittikleri tatilden yaşadıkları acılara kadar hayatlarının neredeyse her alanını dijital dünyanın birer gösteri malzemesine dönüştürdü.
Ancak bu teşhir kültürünün gürültüsü öylesine arttı ki insan zihni artık yapaylığın kendisinden yorulmaya başladı.
Tam da bu noktada yeni bir arayış ortaya çıkıyor:
Sessiz tüketim.
GÖSTERİŞ YERİNE NİTELİKLİ YAŞAM
İnsanlar artık dev logolu kıyafetlerden, markayı insanın önüne geçiren etiketlerden ve sahip olduklarını başkalarının gözüne sokma çabasından uzaklaşmaya başlıyor.
Tükettiği şeyi başkalarına göstermek yerine kendisi için deneyimlemek; daha nitelikli, daha sakin ve daha huzurlu bir yaşam kurmak istiyor.
Başkasına kabul ettirilmeye çalışılan bir “zenginlik” ya da “başarı” imajının yerine, görünmeyen ama hissedilen bir derinlik tercih ediliyor.
Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarımızın başkaları tarafından bilinmesiyle değil, sahip olduklarımızın hayatımıza kattığı değerle ölçülmeli.
“ETİKET” DEĞİL, AHLAK
Bu dönüşümü yalnızca bir moda veya geçici bir tüketim trendi olarak görmek eksik olur.
Aslında yaşanan şey, modern insanın kendi onurunu yeniden hatırlama mücadelesidir.
Bir insanın değerini sahip olduğu nesnelerin fiyatıyla, kullandığı markalarla veya sosyal medyadaki takipçi sayısıyla ölçmeye başladığımızda; insanı insan yapan ahlaki erdemleri, sadakati, güveni ve hakiki dostlukları da değersizleştirmiş oluruz.
Ne zaman ki tüketimi bir itibar göstergesi olmaktan çıkarırız, işte o zaman nesnelerin kölesi olmaktan kurtuluruz.
Ve kendi hayatımızın, kendi tercihlerimizin ve kendi ahlaki değerlerimizin gerçek öznesi haline geliriz.
İNSAN RUHU GÜRÜLTÜDEN YORULDU
Bugün sosyal medyada ilgi gören her şeyin şaşaalı hayatlar olmaması da aslında bunun önemli bir göstergesi.
Fırından yeni çıkmış sıcak bir ekmek, samimi bir dost sohbeti, sessiz bir sokak, doğanın huzuru ya da gösterişten uzak sade bir yaşam karesi…
Bunların gördüğü ilgi tesadüf değil.
İnsan ruhu, kendisine dayatılan suni illüzyonlardan yoruluyor.
Ve belki de yeniden özüne dönmek istiyor.
GERÇEK ZENGİNLİK ÖZGÜR OLABİLMEK
Dünya değişiyor.
Dijital vitrinler parıldamaya, markalar kendilerini göstermeye ve tüketim kültürü hayatımızı şekillendirmeye devam ediyor.
Ancak asıl zenginlik, başkalarına ne kadar çok şeye sahip olduğumuzu kanıtlamak değildir.
Asıl zenginlik; hiçbir şeyi kanıtlama ihtiyacı duymayacak kadar özgür, dengeli ve nitelikli bir iç dünyaya sahip olabilmektir.
Büyük lafların, gösterişli etiketlerin ve yapay gürültülerin ötesinde artık kendi sade dünyamıza, rasyonel aklımıza ve ahlaki değerlerimize sahip çıkmanın zamanı.
KENDİMİZE SORMAMIZ GEREKEN SORU
Peki, bu akşam kendimize sormamız gereken o yalın soru ne?
Gerçekten huzur bulduğumuz ve sevdiğimiz bir hayatı mı yaşıyoruz, yoksa sadece başkalarının izlemesi için tasarlanmış bir sahnede rol mü yapıyoruz?
Belki de gerçek özgürlük, tam olarak bu soruya verdiğimiz cevapta gizli.
Cebinize, ruhunuza ve o gürültüsüz, sağlam duruşunuza iyi bakın!
Gökhan Arslan
ON2AY Haber Sitesi İmtiyaz Sahibi
Siyaset Bilimci – Ekonomi Uzmanı – O. Endüstri Yüksek Mühendisi
Not: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmelerin tüm sorumluluğu yazara aittir.
