Ülkücüler bölündü mü, bölünüyor mu?..

0

Eşref Eker ile Ayaküstü Sohbetlerin bugünkü konuğu, Ülkücü Camianın yakından tanıdığı, Saffet Bulut döneminde Bahçelievler Belediye Başkan Yardımcılığı yapan Hamdi Karakaya oldu…

EŞREF EKER İLE AYAKÜSTÜ SOHBETLER KÖŞESİ….

– Sevgili dostlar tekrar sizlerle beraberiz… on2aybahcelievler TV izleyicileriyle çok özel konuklarla sizlerin huzurunuza geliyoruz. Bugün Eşref Eker ile Ayaküstü sohbetlerinin konuğu çok sevgili Avukat Hamdi Karakaya. Hamdi Karakaya ya çok özel sorularımız olacak. Evet, sevgili Hamdi Başkanımız hoş geldiniz.

– Hoş gördük. Teşekküre diyorum burada olmaktan dolayı ve sizin seyircilerle sizin dinleyicilerimize bizi tanıttığınız dan dolayı size ve dinleyicilere teşekkür ediyorum.

– Hamdi Karakaya kimdir? Bize kısaca anlatır mısınız?

Hamdi Karakaya öncelikle bir aile babasıdır. Yani en ama Hamdi Karakaya’nın en önemli özelliği. İsminin önde Ülkücü yazmasıdır? Hayatı 1968’den bu güne kadar isminin önünde ülkücü yazar ve 1979’dan sonra da isminin önüne bir de avukat ismini eklemiştir. Ancak bu ülkücü isminin önüne ülkücü yapmak demek, 1980’de itibaren askerliğimi sakıncalı yapmak demektir. İsmimin önünde sadece ülkücü yaptığı için, 1983’te sadece isminin önünde ülkücü yazdığı için Kenan Evren cuntası tarafından Cumhuriyet Savcılığından atılma demektir. Yani hiçbir kusuru, hiçbir kabahat, hiçbir soruşturma masum olmasına rağmen mesleğimiz ve ekmeğimiz elinden alınmıştır. Ancak mücadelemiz hiçbir zaman hayatın hiçbir devresinde bitmediği gibi, bir çok sefer özellikle devlet tarafından veya hayat tarafından hep kötümser olarak algılanmamıza rağmen biz mücadelemizi her safhada, her alanda yapmayı başardık. Hem çocuklarımızı yetiştirmeye çalıştık hem de kendimiz o mücadele içinde başı dik, onurlu bir vatandaş olarak bu ülkeye her zaman, her daim, her yerde, her safhada, her makamda. Faydalı olmaya çalışıyoruz. Hatta öyle bir zaman oldu ki, ben hayatımın bir dönemi Erzincan’da avukatlık yaparak geçti. Depremi yaşamış bir insanım. Yani depremde Erzincan 1992 depreminde toprağın altında kaldım. Yani o zamana kadar biri birikimlerin tamamı ile sıfır oldu. Ve İstanbul’a göç ettik. İstanbul’da daha önce okuduğum için İstanbul’da eğitim. Camiasında kaldığım için buraya geldim burada. O zaman hem avukatlığa hem de yerel yöneticiliğe devam ederek hayatımızı kazandık. Kimseye eyvallah etmeden, kimseye el avuç açmadan hem hayatımız kaldı hem de çocuklarımızı okuttuk, meslek sahibi yaptık. Bugün çocuklarımız işte yurt dışında var. Okuyorlar, mesleklerini icra ediyorlar. Onun için ben Hamdi Karakaya kimdir dediği zaman önce bir baba, sonra da Ülkücü Hamdi diye tarif ediyorum.

– Sevgili başkanım, sizin bir belediye başkan adaylık döneminiz de vardı. Geçmiş dönemlerde Erzincan Belediye Başkan adayı idiniz. Evet, daha sonra uzun dönem belediyelerde belediye başkan yardımcılığı, yerel yöneticilik yaptınız. Sevgili başkanım size birkaç sorumuz olacak. Avrasyacılık ve Turancılık nedir? Bu arada ülkücülerin son siyasetteki gelişmelerden dolayı bulundukları konum nedir? Ülkücüler bölündü mü, bölünüyor mu? Sanki kamuoyunda böyle bir algı var. Bunlara sizden bir cevap alabilir miyiz?

1968 senesinde rahmetli Alparslan Türkeş ile yani Türkeş’i gördüm ve o fikrin ondan sonra savunucusu oldum. 1975 senesinde bulunduğumuz yerin yani Bahçelievler Haznedar Ülkü Ocaklarını kurdum ve ilk kurucu başkanıyım. 1977’de Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanımız öldürüldü, şehit edildi. Onun döneminde İl Gençlik Kolları Başkanlığı yaptım. 1987 de 87’de Erzincan’da Milliyetçi Çalışma Partisi milletvekili adayı oldum. 2014’te de Erzincan’da Milliyetçi Hareket Partisi’nden belediye başkan adayı oldum. 87 adayında rahmetli Türkeş’in emriyle oldum. 2014’te de önseçim yapılarak önseçim sonucunda oldum. Biz tabi bir yere illa bir yere gelip bir makam sahip olalım değil. Bizim siyasetteki amacımız Türk milletine hizmet edebilmektir. Biz bunun için 1980 öncesinde. Solla bir mücadele içine girdik. Doğruydu, yanlıştır. Ben, benim, bana göre. Benim yaptıklarım, bizim yaptıklarımız hep doğruydu. Şimdi de kendileri de söyleyebilir. Ama bir şey kafamdan hiçbir zaman çıkmaz. ‘Biz Milliyetçi Türkiye, bağırarak, Milliyetçi Türkiye’ diye bağırarak, slogan atarak onlarla kavga ettik. Onlar da Bağımsız Türkiye diye bağırarak bizle kavga etti ve birbirimizi kırdık. Yıllar sonra milliyetçilik ile bağımsızlığın aynı şey olduğuna idrak ettik. Ama. Milliyetçi Türkiye ve bağımsız Türkiye diye birbirlerine kıran, insanların paltolarının arkasına saklanan ağalar. 12 Eylül cuntasının da azdırdı ve himaye ettiği bir takım insanlar son 20 yıldır bu ülke yönetiyorlar. Türkiye. Hiçbir bedel ödemeden yaptıkları bu hadise. Hep bedel ödeyenler demek ki bu ülkede idareci olamıyor. Şimdi. Muhakkak ki bir takım ayrılıkların vardır. Solla, başka düşüncedeki olan insanlarla. Ama Türkiye’deki son hali gördükten sonra, özellikle de mültecilerin bu kadar İstanbul sokaklarına.İzmir, Ankara, Adana, Mersin. Sokaklarına bu kadar dağıldıktan sonra ben korkarım ki bu doğum oranlarıyla bu sınırların kevgire dönmüş haliyle ne Türkiye kalacak? Ne de fenerle bu sokaklarda, caddelerde yarın fener takıp Türk arayacağız. Onun için buna mutlaka. Çare bulunmalıdır. Türk milleti buna çare olmalıdır. Şu ana kadar 2012’den beri bu. Bunu bu göç dalgasını savunan zihniyet. İş başında ve hala da bunları ister hümanist açıdan ister batıcılık açısından. Bunları koruyan insanlar var, koruyan iktidar var. Geri dönüp değerini dönüş anlaşmasını yapan bir iktidar. Bunları geriye döndürmesi mümkün değil. Avrupa’ya gelmesinler diye herhalde bir beden olarak yaptıklarından dolayı oluyor. Ama, Milliyetçiliğin ve Vatanseverliğin birinci önceliği önce kendini sevmekten başlar. Yani kendi insanını, kendi vatanını, kendi vatandaşını sevmeyen insan ikinciyi sevemez. Önce ben kendisini sevecek ki ondan sonra başkalarına sözün. Muhakkak ki insanlık acısından bazı dramlar yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. Ama bu dramların sonucu benim ülkemde bir yarın bir kargaşa olursa onun için ben rahatsız olurum.

Şimdi gelelim, Ülkücülerin ve Türk milliyetçilerinin niye bu kadar dağınık olması meselesine: Evet şimdi bizler, Türk Milliyetçileri olarak, bir zamanlar diyorduk ki bizden başka bu ülkeye en fazla seven biziz. Evet, bunun da bedelini ödedik. 3 bin 500 tane gencimizi toprağa verdik. Savunduğumuz bu devletin savunduğumuz bu Devletin yöneticileri bir sağdan bir soldan atacaksınız diyerek bize…

Emperyalistlerin karşısında duran, emperyalizmin karşında duran ve bu devleti savunan bizleri kendi savunduğumuz devletin insanları astı. Bir bedel ödemiş bir nesil var. Böyle bir kan dökmüş, meslekler alınmış, hapishanelerde işkence görmüş, uzuvlarını kaybetmiş, zamanlarını yitirmiş, ekmeklerini, aşklarını yitirmiş insanlar topluluğu var. Ama bütün bunlara rağmen ayakta kaldı. Hiçbir Türk gençliği, bir ülkücü gençlik var. Evet, biz de isterdik ki ülkücü gençlik, Türk milliyetçiliği bir arada olsun ve siyasal olarak yoluna devam etsin. Ancak maalesef. İster şu andaki partilerin durumu, isterse dışarıdan olan herhalde etkilerle bir türlü. Bana göre Türkiye’de en az milliyetçi kesim diyelim diyebilir mi? Yüzde 35 oranında bir oy oranına sahip bir camia olmasına rağmen bugün yüzde onlarda Beşler de Üçler de gezen bir bir camia var onun için ama dışarıda da şu anda mevcut. Milliyetçi Hareket Partisi, İYİ Parti, Zafer Partisi, Büyük Birlik Partisi, Milli Yol Partisi. Yani ülkücü tanımlanabilen, milliyetçi tanımlanabilen bir sürü insan var. Bugün işte Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde de milliyetçi kesim var, işte Atatürkçü gelmiyor, sever kesim var. İşte altı ok bunlardan biri milliyetçilik. Yine AK Parti’nin içinde yine biraz muhafazakar, biraz milliyetçi olan bir kesim var. Yani bunların toplamı yüzde 35 40’ı da geçer. Yani onun için böyle bir camiayı hiç kimse bir araya getirmek istemiyor. Emperyalistler de getirmek istemez. Onun için devamlı nifak sokulmaktadır. Ancak. Sağ olsaydı bunu ancak Türkeş becerebilir, yapabilirdi. Türk milletinin siyasal olarak liderliğini bedel ödeyen, bedel ödeyerek yapan sadece Türkeş vardı o zamanda. Ancak, o da ömrü vefa etmedi. Tabi ki bizlerin, siyasal partilerin içinde olan milliyetçiler de var, ülkücüler de var. Ama dışarıda olan, kafası yorum yapan, yazan, çizen, düşünen, bu ülke için, bu millet için emeklerini harcamaya, ömürlerini harcamaya adamış büyük bir camia var. Onun için bu camianın muhakkak siyasal sistem içerisinde, siyasal partiler içinde olmalı, bu ülkeyi de idare etmeliler. Artık bu ülkeyi Türk milliyetçileri, Atatürkçüler, yurtseverler idare etmeli bu ülkeyi. Bakın tekrar söylüyorum. Bu ülkeyi ebed müddet felsefesi olmayan insanlar yönetmemeli. Bu ülke ebed müddet devam edecektir. Ebed den özele kadar ezelden ebede kadar devam edecek bir ülkü olmalıdır. Ve bu kesinlikle bu felsefeyi taşıyan insanlar tarafından yönetilmelidir. Gelelim en son sorduğunuz işte Avrasyacılık Turancılık. Sevgili Eşref kardeşim. Bizler. 1970’lerde, gençliğimizde Dış Türklerle ilgili büyük ideallerimiz vardı. Turan ordusu diye, Turan diye. Bizler bu Turan birliğini savunurdu. Hatta işte Adliye Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar büyük bir coğrafyada 300 milyonluk bir Türk nüfusunun yaşadığını ve bu burada da bu devletlerin ezelde ebed de mutlaka bir gün birlikte hareket edeceklerini düşünerek, o zaman Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin etkisinde idi. Ondan sonra dağılarak bunlar yavaş yavaş bağımsız hale geldiler. Bugün işte bu son yıllarda da artık demokratik kaideler ile yönetilmeye başladılar. Bu daha da ilerleyeceklerdir. Evet, bazıları Rusya’nın hala birtakım gözetimi arasındadır. Bir zamanlar da maalesef Türkiye’den giden FETO gibi insanların, birtakım insanların gözetimi altında olan bu devletler şimdi yavaş yavaş bağımsızlıklarını ilan ediyorlar.

Bağımsızlar aslında ama yavaş yavaşta, demokratik usullerle yönetilmeye başlayacaklar ve bu ülke, bu çok büyük bir dünya gücü olacaktır. Ve bu Türk gücü ahlaken de vicdanen de dünyaya nizam veren Türkler olarak devam yani olacaklardır. Biz buna inanırız. Buna Turancılık diyoruz. Biz buna ancak son zamanlarda, özellikle de Aliyev’in olduğu, Azerbaycan’ın etkileriyle Putin’in olduğu, özellikle bu işçilik, ikili işlerden dolayı Avrasyacılık diye bir kavram atıldı ortaya. Avrasya bir bölgenin adıdır. Ha bir Ali ama Turan mefkûre nedir? Ufuk dur. Yani Kızılelma ne ise Turan da ülküsü odur. Yani Şeyh Şamillerin olduğu bir Turan da istiyoruz biz. Enver Paşaların istediği Turan’ı istiyoruz. Ziya Gökalp onların gördüğü Zeki Velidi Toganların hayal ettikleri bir Turan istiyoruz. Onun için Turancılık bir mefkûredir. Hayaldir, idealdir. Avrasyacılık siyasal bir çizgidir. Çok küçüktür bana göre. Yani Avrasyacılık belki işte, belki bugünkü siyasal, siyasal parti tarafından, seyahatte siyasal iktidar tarafından benimsenen bilir. Hatta dostum da diyebilir, arkadaşım da diyebilir. Ama bu dostum ve arkadaşım bir idealin, bir fikrin üzerine kurulmadığı için geçicidir. Yani dün işte dostum Murat’tan, bugün bir Dabi’de. Ne işte yarın, işte Fransa Cumhurbaşkanına bilmem ne dış ilişkiler öyle dostum ve arkadaşımla olacak şeyler değil. Milletlerin. Dostlukları, arkadaşlıklar, çıkarlar üzerine kuruludur. Ama biz şöyle söyleyeyim Turan ülkemizi Ziya Gök attan aldığımız fikirlerle. Nihal Atsız dan aldığımız fikirlerle güzel edebiyat bina etmişiz ve fikirlerimiz bu mutlaka olacaktır diye düşünüyor.

 Sevgili başkanım, görüşlerinizi ve bilgilerinizi bizlerle paylaştınız. 28 Mayıs’ta Türk milleti ikinci turda Cumhurbaşkanı adaylığı için sandığa gidecek. Evet, buradan Türk milletine mesajınız var mı?

 Ben özellikle de son günlerde sosyal medyada bu konuda gerçekten düşüncelerimi paylaşıyorum. Gerçekten çok üzgün, olduğumu söylüyorum. Niye? Türk milleti çok kara bir propagandanın, çok etkin bir propagandanın adı altında çok eziliyor. Sadece güvenlik politikalarına bakarak ben de çok savundum. Özellikle savunma sanayinde gelen ilerlemeyi çok sormama rağmen, birinci önceliğimiz de olmasına rağmen. Ama Türk milletinin özellikle göçmenler konusunda özellikle hayat pahalı konusunda bu konuda çok iyi düşünmesi lazım. Özelikle dış politikada, yatırımlar konusunda, üretim konusunda bana göre son 20 yılı bir insanın tek adamın kararları ile götürdük. Doğru şeyler var mıdır? Vardır mutlaka. 20 senede güzel şeyler yapmış, yapılmış mıdır ve yapılmıştır. Onlara da hepsine minnettarız. Başımızın üzerinde yerleri vardır. Ama bugün ekonomi geldiği bu nokta, dış politikanın geldiği bu nokta, özellikle de Suriyelilerin ve mültecilerin istilasıyla olan bu ülkede artık Türk milleti varlığını devam ettirmek istiyor. Onun için kesinlikle ve kesinlikle bir iktidar değişikliğine, bir sistem değişikliğine, bir anlayış değişikliğine ihtiyaç vardır. Benim ülkem, benim milletim diyen bir zihniyetten bizim ülkemiz, bizim milletimiz, Türk milleti diyen bir zihniyete geçilmesi lazım. Hiç kimse bu ülkede tek başına, tek fikrinde at oynatması mümkün değildi. İyisiyle kötüsüyle bugün 30 yaşına kadar, 30 35 yaşına kadar insanların gördüğü tek siyasi lider var. Tek bir adam var Recep Tayyip Erdoğan. Artık yeter. Gına geldi iyisiyle kötüsüyle dinlenmesi de lazım. Yani bir insanın günde bir kaç bin tane imza atması bile bir mesele bunun için kafa lazım, beyin lazım, kadro lazım. Allah’ını seversen Eşref bey yani ekonomi bir bakanı bulamıyorlar yani demek ki yok kimsenin. Eski insanlar da biraz eziliyor, onlar da gelmiyorlar yani. Yeter artık yani onun için bu sistemin, bu düzenin mutlaka ve mutlaka Türk milleti değiştirmek zorundadır. Önümde bir fırsat kalmış bir tane 28 Mayıs vardır zaten bundan sonra eğer bu iş böyle devam ederse artık kimse parlamenter sistemi konuşmayacak, tek adam sistemi gelecek arkadaşlar. Tek adam siteminin tamam iyi insan olabilir, güzel insan olabilir ama denge, denetleme olmadığı müddetçe, benim dediğim olmadığı müddetçe kendisini kral görmeye başlarlar, padişah görmeye başlarlar. Onun için de Türkiye için daha iyi olacağını düşünmüyorum. Mutlaka herkesin sandığa gidip kendi milletine, kendi çocuklarına, kendine sahip çıkması lazım. Ve kesinlikle de kesin bir sistem değişikliği, bir düzen değişikliği, bir rejim değişikliği, muhakkak parlamenter sisteme geçilmesi için denge denetlemenin olduğu, herkesin birbirini denetlediği, herkesin kuruşun hesabını verdiği, bir düzenin hesabının verdiği bir düzenin ortaya konması için muhakkak Türk milleti sandığa gitmeli. Bu iktidarı değiştirmeli…

–  Evet sevgili başkanım, konumuz oldunuz geldiniz. Bizleri kırmadınız çok güzel, fikirlerinizi bizlerle ve izleyicilerle paylaştınız. Size öncelikle teşekkür ediyorum… Değerli dostlar, Eşref Ekerle Ayaküstü Sohbetler programının bugünkü konuğu hukukçu siyasetçi Hamdi Karakayaydı. Keyifle izlemeye bizleri takip etmeye devam edin…

About Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerik korunmaktadır !!